36 saatte Eskişehir (Bölüm 2)

Bir önceki yazımda ulaşım, konaklama ve nerede ne yenir konularında deneyimlerimizi paylaşmıştım. Şimdi geldik 36 saatte nerelere gidilebilir. Eskişehir aslında adı gibi eski değil, eski medeniyetlerin beşiği ama Yılmaz Büyükerşen’in belediye başkanlığı ile oldukça vizyoner bir bakış açısı ile gerçekten farklı. Şehre kazandırılan müzeler, festivaller, restore edilmiş Odunpazarı ve şehir içinde kolay ulaşım olanakları ile buna rahatlıkla şahit oluyorsunuz. Gittiğimiz sabah hemen bir Eskart aldık. Eskart 6 TL, tam yükleme 2 TL. Merkezi yerleri yürüyerek dolaşabilirsiniz elbette ama tramvay ile otogardan istediğiniz noktaya gidebiliyorsunuz. Biz bir kez taksiye binmek dışında hep Eskart ile tramvayı tercih ettik.

İlk gün çiğ börekleri yedikten sonra ilk hedefimiz Odunpazarı oldu. Şehrin güneyinde yer alan Odunpazarı Evleri, Anadolu – Türk kenti motifleri, dar sokakları, 2-3 katlı yapıları ile tarihi dokuyu günümüze taşıyorlar. Buraya Odunpazarı denmesin nedeni; köylülerin dağlardan getirdikleri odunları şimdiki Yediler Parkı’ndaki meydanda satmalarındanmış.

Peki ilk gün Odunpazarı’nda nerelere gittik:

Karikatür Müzesi: Anadolu Üniversitesi ”Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezi” tarafından 2004 Aralık’ta açılan müze, Türk karikatür sanatının ustaları ile sizleri buluşturuyor. Ayrıca farklı sergilere ev sahipliği yapıyor. Beray’ın karikatüre olan ilgisi nedeniyle biz burayı es geçmedik. Sadece karikatürler değil, ilgili seramikler de çok başarılı. Merakınız varsa mutlaka uğrayın derim.

Eskişehir Karikatür Müzesi

Karikatür müzesinden yukarı sağa doğru kıvrılınca Kurşunlu Külliyesi ile karşılaşıyorsunuz. Külliye ve camii Kanuni Sultan Süleyman’ın vezirlerinden Çoban Mustafa Paşa tarafından yaptırılmış. Osmanlı mimarisinin klasik eserlerinden olan yapıda; aşevi, medrese, camii, şadırvan, kervansaray bulunuyor. Kubbesinin kurşunla kaplı olmasından dolayı bu adla anılıyor.

Eskişehir Lületaşı Müzesi

Külliye’nin Hanikahı olarak adlandırılan bölümde Lületaşı Müzesi yer alıyor. 2008 yılından bu yana 60 sanatçıya ait 400 civarında esere ev sahipliği yapıyor. İncenik işlenmiş farklı motifler, nasıl olur dedirtecek cinsten. Lületaşı Eskişehir taşı olarak da biliniyor. Lületaşı Eskişehir’in simgesi haline gelmiş ve dünya üzerinde en kaliteli lületaşının burada bulunduğu söyleniyor. Beray burada bulunan dükkanlardan babası için bir pipo seçti ve harçlıkları ile aldı. İçmeme şartı getirdi elbet, sadece koleksiyonu destekliyormuş.

Evlerin arasında dolaşırken Cam Göbeği adında hediyelik eşya dükkanına rastlıyoruz. Cam ustasının yaptığı kedi – köpek yüzüklere hayran olup, hediyeliklerimizi alıp oradan ayrılıyoruz.

Cam Göbeği Cam Atölyesi

Bu arada acıkınca Arzu’nun Yeri’ni keşfetmek üzere aşağı doğru yürüyoruz. Arzu’nun yeri detayları birinci bölümde. İsteyenler için tık tık. 

Öğlen yemek molasından sonra ver elini Kurtuluş Müzesi. Küllerinden yeniden doğan bir ulusun kanla imzasını attığı, bir ulusun tam bağımsızlık bedelini kanla ödediği, İngiliz emperyalizmi ve Yunan zulmüne tek vücut olup direndiği büyük bir savaşın ve direnişin verildiği güzel ülkemizi hem interaktif olarak hem de görsel olarak öyle güzel anlatmışlar ki. Çıkışta Atatürk ile çektirdiğiniz sanal foto da cabası. Fotoğraf anında e-mailinize geliyor. Hatta farklı enstantaneler arasından siz seçim yapıyorsunuz. Ayrıca müze girişinde çocuklar için özel bir bölüm oluşturmuşlar. Orada bulunan videoları izleyip, boyama-resim vb. yapabiliyorsunuz.

Eskişehir Balmumu Müzesi

Tıpkı yurt dışı müzelerinde olduğu gibi. Yukarı katta ayrıca film izleyerek Kurtuluş Savaşı için verilen azimli mücadeleye ağlayarak bir kez daha şahit oluyorsunuz. Canlı canlı bir tarih dersi çocuklar için… Eskişehir’e gidince mutlaka görmeniz gereken yerler arasında.

Oradan çıkınca ver elini meşhur Balmumu Müzesi. Kapıda kuyruk. Ama çabuk ilerliyor. Bazı mumyalar çok ama çok başarılı, bazıları daha az benziyor. Ama bazılarının camların içinde yer almasına anlam veremiyoruz.  Kesinlikle fotoğraf çektirmek isteyeceğiniz kişiler fanusların içinde. Beray buna bayağı bir sinirleniyor. Müzenin adı Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi olarak geçiyor. Yerli bir Madam Tussaud müzesi. Bazı ortak kişiler var. Orada olan interaktif uygulamalar yok.  Yılmaz Bey’in bizzat yaptığı eserler çoğunlukta ve 160 civarında eser mevcut. Yaptığı eserleri buraya bağışlayarak müzeyi oluşturmuşlar.  İçeride profesyonel olarak çektirdiğiniz fotoğrafların geliri kız çocuklarının eğitimi ve engelliler için kullanılıyor. Buna katkımız olmalı diyerek Beray’ın fotoğrafını çektiriyoruz.

Oradan çıkışta hemen üst katta yer alan (Yandan girişi) Kent Belleği ve Cam Müzesi’ne gidiyoruz. Cam sanatının nadide eserleri ile buluşuyoruz burada. Benim en çok sevdiğim müzelerden biri oldu. Türkiye’nin ilk cam müzesi olma özelliğini taşıyan mekanın bir bölümünde kent belleği kısmı oluşturulmuş. Kültür – sanat ve ticari hayata dair Eskişehir ile ilgili öğrenmek isteyeceğiniz her şey kent belleğinde yer alıyor.

İlk gün bu kadar dolanmak yeter diyerek Arzu’nun yerinde bir çay molası veriyoruz. Zaten müzelerin kapanış saatleri de geliyor. Sabah erken gelip hiç dinlenmeden yollara döküldüğümüz ilk gün için bu kadar yeter diyoruz. Otele dönüp ikinci gün içinde enerji depolamaya karar veriyoruz.

Yorumlar

Hakkımda

Ankara doğumlu bir İzmir’li. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Gevreğe “simit” deyişi hep bu nedenden. Büyüdükçe, yeni yerler keşfettikçe yaşadığımız yerin sadece “dünya” olduğuna kanaat getirdi. Ve dünyada görmesi gereken pek çok yer olduğuna inandı.

Son Haberler

Takip Et