60297 Adımda Viyana – Son Bölüm

Geldik ikinci günün başlangıcına. Viyana’da içimize sinerek kaldığımız otelimizde kapalı bir güne merhaba diyoruz. Dün gördüğümüz klasik yapılardan sonra bugün biraz modern sanatlar ile tanışalım diye düşünüyoruz. O yüzden kaldığımız noktaya uzak ve inip-binmeli gidebileceğimiz Hundertwasser ve eserleri ile tanışmak üzere yollara düşüyoruz. Metroda indikten sonra da epeyce yol yürüyoruz. Çılgın mimar ve ressam, Friedrich Hundertwasser’in  tasarladığı şimdilerde müze olarakta kullanılan patchwork ya da şeker  misali Viyana Sanat Evi’ne (Kunst Haus Wien) ulaştığımızda, evet diyoruz bu amca düz normlara karşıymış, doğaya aşıkmış. Dünya gezginiymiş. Biz kendisine ve algısına hayran kaldık. İnsanların binalara uyumlu değil, binaların insanlara uyumlu olması gerektiğini savunmuş.

İlk hedefimiz Viyana Sanat Evi
İlk hedefimiz Viyana Sanat Evi

Çevre, doğa, ekoloji demiş ve yollara düşmüş. Bence gerçek bir aktivistmiş. Düşüncelerinden asla taviz vermemiş ve pek çok ülkeye konuk olmuş. Tam bir dünya insanıymış. “You are a guest of nature” ya da “when we dream alone it is only a dream, but when many dream together it is the begining of a new reality” sözlerinden bazıları. “Düz çizgi tanrısızdır” söylemi çok meşhur.

Hayran hayran bakınıp, içeride foto çekmek yasak olduğu için önünde poz verdikten sonra çıkıyoruz müzeden. Şöyle bir karşıdan bakınca yapının Klimt ablosuna benzediğini görüyoruz. Sabahtan modern ile devam etmeye karar verdiğimiz için haydi ver elini Mumok diyoruz.

Nam’ı diğer Mumok, açılımı ile Museum Moderner Kunst – Modern Sanat Müzesi – olarak geçiyor.

Mumok Müzesi
Mumok Müzesi

Mumok, Museums Quartier içinde yer alıyor. Bu dev kompleks, eski ve yeni binalarda 20 müze ve kültürel organizasyonu barındırıyor . İstanbul Modern Sanatlar Müzesi’nin çok katlı hali olarak düşünebilirsiniz. Ki biz gezerken Andy Warhol gibi sanatçıların eserleri ile bizleri buluşturuyordu. Modern sanatlardan, enstalasyondan hoşlananlar için  özellikle tavsiye ediyorum. Girişte yer alan çocuk müzesi, çocuklarla gittiğinizde iyi bir alternatif olacaktır.  Oradan çıkışta bakına bakına, hatta saray bahçelerinin arasından dolana dolana Graben’e doğru yol alıyoruz. Graben İstiklal Caddesi gibi düşünülebilir. Trafiğe kapalı, irili ufaklı birçok mağazaya, restorana ev sahipliği yapan, ara sokakları keşfedilmeyi bekleyen bir cevher. Bizim burada istikametimiz ünlü Demel Pastanesi oluyor. Ki daha önce kendisi ile ilgili yazdıklarım için tıklamanız yeterli. Bir kahve ve elmalı tart molasından sonra benim geçerken gözüme kestirdiğim Kelebekler Evi’ne doğru yola koyuluyoruz. Rengarenk kelebeklerin sertbestçe uçtuğu ve nem oranının onların yaşam şartlarına göre düzenlendiği ve çocukların kelebeklerin yaşam döngüsünü birebir yaşayacakları bir ortam. Bu arada içi badem ezmeli çikolataları (marzıpan) seviyorsanız cennettesiniz.

Marzıpan Cennetine Hoşgeldiniz
Marzıpan Cennetine Hoşgeldiniz

Turistleri cezbedecek şekilde tüm turistik caddelerde elbette varlar. Sevenlere şimdiden afiyet olsun çünkü ben kendileri ile pek hoşlaşmıyorum. Sakın eşek hoşaftan ne anlar demeyin çünkü zevkler ve renkler tartışılmaz ne de olsa. Peki oradan arka sokaklara doğru yol alıyoruz. Artık yürüme mesafesinde birbirine yakın yerlerdeyiz ama zamanı verimli kullanmak adına kapanma saatlerine göre hareket ediyoruz. Time Travel (Zamanda Yolculuk) isimli Avusturya tarihini anlatan uygulamalar ile birebir tarihi ve kültürü yaşayarak öğreneceğimiz bir showa gitmek üzere yola koyuluyoruz. Mekan, yerin altında kuruluşundan günümüze Avusturya tarihini, imparatorlarını, bestecilerini, kahvesini vb. farklı duyularımıza hitap ederek yaşamamızı sağlıyor. Müzikler, dumanlar, 3 boyutlu uygulamalar, herşey var. Aslında çocuklu ziyaretlerde ilk günden giderek hem eğlenip hem öğrenmek açısından oldukça keyifli bir yer.

Oradan ver elini Haus Der Music. Burası müzik müzesi. Yine özellikle çocuklu ailelere tavsiye edilir.

Haus Der Music
Haus Der Music

Merdivenlerin piyano tuşu haline dönüştürülmesinden tutun, kendi kendinize beste yapımına kadar interaktif katılımla size öncelikle Avusturya’dan tüm dünyaya ün salmış bestecileri anlatan, tanıtan ama ses algısı ve tınılar hakkında da bilimsel olarak öğretici bir mekan yaratmayı hedeflemişler. Geç kapanan müzelerden biri olduğu için en sona bırakıyoruz. Ve tabii çıktığımızda pilimiz bitmiş bir şekilde hemen mekanın çaprazında yer alan meşhur bira evi 1516′ya atıyoruz kendimizi. Meşhur derken gerçekten meşhur! O halde daha önceki anlatım için tık tık! Oradan otele dönüş ve akşam yemeği için yerellerin tercih ettiği İtalya Restoranını arayış. O da otelimizin bir paralel sokağındaymış meğer. Oh pek seviniyoruz.

Peki geldik 3. güne. Hafif yağmur atıştırıyor, kapalı bir hava. Gizemli bir pazarda elveda diyoruz tarih ve kültürün beşiğine. Bu arada Belvedere Sarayı’nı gezme telaşı nedeniyle heyecanlıyız. Otelimizin tam karşısında bulunan otobüs durağından bir otobüse atlıyoruz. Tren istasyanonuna giderek bavullarımızı emanate teslim ediyoruz. Gardan havaalanına tren soruyoruz ama saatler uygun olmuyor. Çok seyrek var. O nedenle saraydan dönüş saatimizi planlıyoruz. Sonra bir taksiye atlayıp Belvedere’nin yolunu tutuyoruz. Aslında Saray, istasyondan yürüme mesafesinde. Ancak bizim kaybedecek zamanımız yok. Bu arada önemli not: Taksiciler mesafe yakın vb. triplere kesinlikle girmiyorlar.

Belvedere Sarayı
Belvedere Sarayı

Yazlık ikametgah olarak düşünülmüş sarayda iki yüz yıllık sanat eserleri ile buluşacağız. Bahçe için giriş ücretsiz.Biletli kısımlar için uzunca bir kuyrukta bekliyoruz. Dünyanın en zengin Gustav Klimt koleksiyonu sergileniyor. Pazartesi hariç 10 – 18 arası açık. Hemen yakınındaki Botanik Bahçesi’ni ziyaret edemiyoruz ama saray havasını soluyoruz. Kimbilir nelere tanıklık etti diye aklımızdan geçirirken Avusturya’nın bağımsızlığını kazandığı antlaşmanın burada imzalandığını okuyoruz. Aslında bahçede yayılıp soluklanmak lazım ama uçağa yetişeceğiz.

Listemize göz attığımızda iki buçuk güne pek çok şey sığdırdığımızı görüyoruz. Bir de sığdıramadıklarımız var. Olsun varsın, belki bir gün yine karşılaşırız seninle güzel şehir diyerek alanın yolunu tutuyoruz.

 

This entry was posted in Genel, Uçtuğum Yerler, Yurt Dışı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir