Kulübe Hoşgeldim !

– Adın ne?
– Burçay (ne ne ne neeeee??? Muhtemelen bunu içinden söylüyor.)
– Burçak mı? Eti Burçak gibi mi? (aman bu devirde herkes reklam yapıyor, ben yapmışım çok mu?)
– Hayır. Burçay.
– Aaa ne ilginç. Bildiğimiz çay gibi mi? İlk kez duydum. Ne demek? Burçlar ve aylar bir arada.

Bir de Google amcaya sorunca lider olmadan yapamaz anlamını taşır. Her zaman başkan olmalıdır. Gökteki melekleri temsil eder. Bir diğer anlamı da güzelliktir. Hani şimdilerde anne- babalar 8milyon 383 saat düşünüyor ya çocuğuma ne isim koysam diye işte böyle koyup gitmişler adımı. Babam, vizyoner adammış . Anlamını manlamını bilmeden koymuş gitmiş adımı. İlginç isimler çıkıntı gibiydi eskiden, ben de tabii okul zamanı 3,5 atarım. Çünkü öğretmenler unutur, arkadaşlar garipser. Koy şöyle Ayşe filan işte, yok anacım. Ben o yüzden adım Ayşegül olsun isterdim (Ayşegül kitaplarından etkilenirdim). Hatta soranlara da arada öyle söylerdim. Kim nereden hatırlayacak beni. Sonra sevdim adımı, hele şimdi 40’ımda daha da bir seviyorum. Ne yalan söyleyeyim!
Ya evet yazının ana fikri bu! Ben 40 oldum anacım. Duyduk duymayın demeyin. 35 yolun yarısı demiş şair, ben 40’ı belledim yolun yarısı. Küçükken büyüme meraklısı ben, poh varmış gibi büyüdüm işte. İnsan 40’ından sonra büyümeyi daha sık kayıplar yaşadığı, çocuğu varsa boynuzun kulağı geçtiğini gördüğü için mi istemiyor acaba? Keşke zaman dursa. Yok onu da istemezdim. Mümkün değil, en azından hayat amacına eriştin mi; sorgula ya da neydi hedefler, arzular şelale mi, 40’ından sonra neler var yeni hedefler arasında…
Annemim dediğine göre huysuz bir çocukmuşum ben. Şimdilerde pek uyumluyum oysa ki. Ağlaktım çok. Gözyaşlarım süzülüverirdi birden. İnsanlar bunu çok garipsedi.Hala da kolay akarlar. Arkadaşlarım bana küssün hiç istemezdim. O yüzden bir anaokulu dışında, ki o da anaokuluna gitmediğim için tüm arkadaşlarımla hala bir şekilde geçiniyorum. Bana göre hepsinin bir yeri var, onlar ona göre yerlerini korurlar. Aile tabii ki önemliydi benim için ama özgürlükler de bir o kadar önemliydi. Başına buyruk değildim ama özgürlüğü kısıtlanmayan bir kız oldum. Hala da öyle . Anlayışlı eşim sağ olsun…
Mesleğimi kendim seçtim, tek pişmanlığım şehir dışında okuyamamaktır. İsyan etmedim, edemedim. Kırdım kazığımı oturdum. Bir şekilde herkesin burnunu sokabileceği, bir uzmanlık alanım oldu. İlk tercihimi kazandım. Üniversite yıllarını pek sevmedim, benim aklım hep lisede kaldı.
Kimilerine göre erken evlendim. Şimdilerin 30’larıydı aslında. 25’de. İsminde ay olan bir adam sevdim. Yüreği de ay gibi parlak. O da beni sevdi. Sonra rutin iş hayatının içinde sivil toplum faaliyetlerinin ruhuma iyi geleceğine inandım. Bir şekilde bulaştım. Ruhumu öyle besliyor ki şimdilerde de kopamıyorum.
Berrak bir ayın annesi oldum. Yüreği de ay gibi olsun diye, onun da isminde ay olsun istedik babası ile. Çocukları çok sevmeme rağmen fazla çocuk beni bozar dedim. Onun duyarlı, farkındalıkları yüksek bir insan olması için elimden ne geliyorsa yapıyorum. Ona örnek olabilirim ama şunları yap diyemem, zorlayamam diye düşünüyorum.
Baktım aracılık faaliyetlerini çok seviyorum (iyilik anlamında), Yardımkelebeği diye bir grup kurdum, yok dedim grup yetmez blog olsun. Bu vesile ile blog yazmaya başladım. Sonra baktım kelebekruhum var benim. Oradan oraya konarak değişiyorum, gelişiyorum. Kelebekruhum daha çok kişi ile paylaşsın dedim. Böyle çiziktirir oldum.
Bu arada tamamlayamadığım bir yüksek lisans hikayem var. Kendi işimi yapmışlığım ama bazı nedenlerden dolayı yapamamışlığım var. Kurulan bir hayalin, arkası gelemeyen kısmı.
Bir de nasıl bağlayacağımı bilemediğim yazılar oluyor tıpki bu yazı gibi…
Hayat bazen gerçekten zor, acımasız. Yok yok hayat değil zor olan insanlar aslında. Kimisi çok yoruyor, enerji vampirliği yapıyorlar. Canınızı, kanınızı emiyorlar. Çok karşılaşmadım onlarla. Daha çok dinledim, -mış –muş lara kapalı gönlüm. Ne yapayım içim almıyor. Kibarca onlarla aynı çizgide olamayacağımı ifade ediyorum. Kabalığı ve bilmişliği kendime yakıştıramam. 40’ından sonra da çizgimi bozamam. O yüzden belki de sabırlar tavan. O yüzden belki de içsel motivasyonlar önemli. Düşüşler her zaman var. Ve olacak ta. İşte tam o anda bir çıkış bulmak, kendince bir yöntem geliştirmek önemli. Çok şükür bugüne değin yapabildim bunu. 40’ından sonra neler olur hiç bilmiyorum.
Elbette planlar, projeler var akılda ama hayat kendi yolunu çiziyor bir şekilde. Biz de oyuncu olarak sahnede rollerimizi alıyoruz. Yönetmen daha hangi rolleri biçer bilemiyorum ama iyi ki doğmuşum diyorum. Teşekkürler anne. Teşekkürler baba. Teşekkürler hayat. Ve merhaba DÜNYA! 4 Haziran 2015 Anısına!

This entry was posted in Diğer Kanatlarım, Genel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir