PEGASUS’A NİYET KAMİL KOÇ’A KISMET

Bir on beş tatilin daha sonuna geldik sayın seyirciler. Evet, nerede kalmıştık? Çalışan bir anne olarak yaz molaları kadar kış molalarını da önemsiyorum ben. İşten güçten birlikte vıdı vıdı yapmayı özlediğiniz miniğiniz ile yeni yerler keşfedip, tatilin tadını çıkarmak gibisi yok. Evde olsanız bile özlem gidermek çok güzel. İki çocuklu hatta üç çocuklu anneleri duyar gibiyim “Ne diyorsun sen?” şeklinde ama 9 yaşına yakın bir kız çocuğu ile seyahat çok keyifli oluyor. Benden söylemesi. Seneye tatilin bir aya çıkacağını düşündükçe bakalım neler yapılabilir diye aklından geçirmeden yapamıyor insan. Şehirde de pek çok alternatif var. Sinemalar, tiyatrolar ve müzeler, akrabalar, arkadaşlar, komşular,   parklar illa ki bir şeyler var. Biz iki senedir sürekli bizleri davet eden ve yurt dışında yaşayan akrabalarımızı ziyarete giderek geçiriyoruz. Geçen sene Almanya macerası, bu sene de İngiltere ile devam etti. Çocukla İngiltere seyahat tercihleri arasında tam bir cennet. Çocuk dostu pek çok mekan var.  Gitmeden listemizi yapıyoruz, indirimli biletlerimizi alıyoruz ve anne- kız kendimizi seyahatin akışına bırakıyoruz.

Bu sene de öyle oldu. Yurt dışında yaşayan kuzenlerimizin daveti ile Londra’ya gittik. Yolculuğumuz biraz maceralı başladı aslında. Sağ olsun Pegasus, Cumartesi planlanan İzmir- İstanbul uçuşunu iptal etti, hava koşulları dedik, yapacak bir şey yoktu. Biz de uçuşu komple Pazar gününe taşıdık. Ama bir yandan da ya yine ara uçuş iptal olursa korkusu ile İzmir- İstanbul’u Pegasus yerine Kamil Koç ile gittik.

Karlı yollarda anne-kız Kamil Koç ile otobüs yolculuğu
Karlı yollarda anne-kız Kamil Koç ile otobüs yolculuğu

Sonrasında Sabiha Gökçen Havaalanı içinde ISG Airport otelde kaldık. Bu arada otelden çok memnun kaldığımızı belirtmemiz lazım ki son dakika yaptık rezervasyonumuzu. Aslında alan ile arası yürüme mesafesi ama sizi istediğiniz zaman alana bırakan ücretsiz servisleri var. Gayet sade ve işgörür aklınızda olsun.

Pazar günü alana gittiğimizde “Aman Tanrım bu da ne?” diyerek, alana attık kendimizi. Öyle bir kuyruk vardı ki. 2 saat önce gitmesek zor yetişirdik. İzmir’de 2 saat önce alanda olunmasına bir anlam veremeyen bendeniz, yaşayarak bizzat öğrenmiş oldum. 3,5 saatlik bir uçuştan sonra Gatwick havaalanına ulaştık. Biletlerimizi promosyon aldığımız için kişi başı 500 TL gibi bir rakama Heathrow’a değil, Gatwick ya da Stansted’e uçabiliyorsunuz . Bu arada easyjet İzmir’e direk uçuşlara başladı ama charter olarak kış sonlarını bekliyor. alternatif olarak değerlendirebilirsiniz.

Kuzenler bizi araba ile almaya geldiler. Yaşadıkları yer havaalanına 1, 5 saat kadar sürüyor. ( tren ile ) Araba ile 1 saat kadar sürdü. Bizim yolculuk Hampton’a doğru. Hava bulutlu, incecik yağmur atıştırıyor. Eeee İngiltere’ye hoşgeldik değil mi? Kuzenimiz 3. Kuşak, dolayısıyla aramızda kuşak farkı olsa da, bizim için her türlü ince detayı düşünmüşler. Örneğin Peter- ve Nevi  önceden onlara gönderdiğimiz gezi listemizi excele aktararak her gün gezi planımız ile ilgili bilgiler verdi. Şurada inin, binin gibi. Ya da on-line almak istediğimiz biletler konusunda yardımcı oldular, araba ile gitmemiz gereken yerlere bizi götürerek rehberlik yaptılar. Dokuz gün birlikte olmaktan biz çok keyif aldık ve kendimizi güvende hissettik. Çünkü her sorumuza hızla yanıt aldık. E bir de özlem gidermek cabası tabii.

İlk günü hafif geçirelim diye düşünmüşler. Eve vardığımızda (İngiltere 2 saat önde) 15.30 olmuştu bile.

Hemen bulunduğumuz bölgede, yakınımızda Bushy Parka atıyoruz kendimizi.

Bushy Park'ta Türk ziyaretçiler var.
Bushy Park’ta Türk ziyaretçiler var

Namı-ı diğer Geyikli Park. Geyiklerle uzaktan arkadaş olup, yürüyüşümüze devam ediyoruz. Hampton Court Sarayı’na doğru yürüyoruz. 8.Henry’nin malikanesinden alıyor adını ve en romantiği olarak biliniyor. Henry altı balayından 5’ini burada geçirmiş. Thames kenarında harika bir yürüyüş parkuruna sahip olan sarayın büyük bir kısmı halka açık. İçinde 1 km uzunluğunda labirent koruluk da var. Çocuklar burada çok rahat 1-2 saatlerini geçirebiliyorlar.

Oradan parka gidiyoruz. Park, tam bir park. Beray’ı hemen tırmanışa geçiriyor. Doğal malzemelerle yapılmış oyuncaklar harika.

Hemen tırmanışa geçelim
Hemen tırmanışa geçelim

Hava biraz üşümüş durumda ama kum havuzunda çocuklar yalın ayak başı kabak dolanıyorlar. Ah diyorum Türkiye’deki pimpirik anneler bunları görmeliler. Hatta Beray’ın bile dikkatini çekiyor. “Anne bak!” diyor 2 yaşlarında bir kız çocuğunu gösterip. Çıplak ayak dolaşıyor sarı kuzu. Hava kararana kadar parkta oyalanıyoruz. Güneş yok ama hava gerçekten temiz. Koşanlar, yürüyenler, köpeğini dolaştıranlar etrafta.

Sonrasında yürüyerek yolumuza devam ediyoruz. Yavaş yavaş acıktığımızı fark ediyoruz. Ne de olsa yol yorgunuyuz. Civarda yakın bir restorana gidiyoruz. Çocuk dostu bir yer ve daha sonra başka lokasyonlarda da rastlıyorum. Adı, Zizi. İtalyan restoranı. Çocuklara hemen boyama kalemlerini ve kağıtlarını getiriyorlar. Çocuk dostu bir restoran.  Hatta Beray’a biraz geç geliyor boya malzemeleri. Bize getirene kadar Beray bizi epey bir yıpratıyor. Böylelikle ilk gün maceramız sona eriyor, eve gidip bavulları boşaltma ve diğer günleri planlama zamanı. Ne de olsa uzun bir gündü ama listemizde 40’a yakın yer var. Muhtemelen hepsini gezmek mümkün olmayacak ama olsun varlıklarını bilip, bir sonraki gidişte yapmadıklarımızı yapmak konusunda yardımcı olacaklar. O halde yatıp kalkacağız ve İngiltere’de ilk günümüze başlayacağız. Devamı pek yakında blogda. Yazacak çok fazla detay var, müsaadenizle toparlayayım geleyim.

Yorumlar

Hakkımda

Ankara doğumlu bir İzmir’li. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Gevreğe “simit” deyişi hep bu nedenden. Büyüdükçe, yeni yerler keşfettikçe yaşadığımız yerin sadece “dünya” olduğuna kanaat getirdi. Ve dünyada görmesi gereken pek çok yer olduğuna inandı.

Son Haberler

Takip Et