Söğüt ( Bölüm 2)

Evet, Söğüt’te nerede kaldık ve hafif neler yaptık paylaştım. Ama akşamları başka başka nerelere gidebilirsiniz? Ya da yakın dağ köylerinde dönüşte nerelere uğrayabilirsiniz? Haydi bir de varan 2 olarak onu paylaşayım istedim.

Bu arada hafta içi kulağımı çeken bir telefon aldım çok sevdiğim arkadaşımdan. “Demek Söğüt’e gittin. Biz 6 senedir gidiyoruz, Kızım kimseye bahsetmesene! Biz soranlara lafı eveleyip, geveliyoruz. Tam olarak nereye gittiğimizi söylemiyoruz” diye. Çok güldüm tabii onun bu şaka yollu takılmasına. Zaten ben ona yolları falan kötü, özellikle o nedenle kokoşluk yapılacak mekanlar olmadığı için pek tercih edilmeyeceğini söyledim. O da hak verdi. Tüm gün denizde mayo – terlik sonra da akşam yemeği için bir şort – t-shirt durumu olduğu için gerçekten kokoşluk sevenlere uygun bir tatil değil. Bu sebeple telaşa mahal yok diye düşündük.

Kahvaltı: Diyelim ki başka bir koyda kalıyorsunuz, ya da tekne ile geldiniz ya da araba ile geziyorsunuz: O halde meşhur kahvaltısını tatmak için Suna’nın Evi’ne bir uğrayın. Anlatmıştım size, ne kadar özendiğini ve hergün için değişik neler hazırladığını. O nedenle gönül rahatlığıyla bir gün kahvaltınızı oradan, yan bahçeden toplanmış biber, domates, hakiki zeytinyağı, keçi boynuzu pekmezi ile yapın. Belki o gün Suna size keçiboynuzu pekmezi ve unu ile şeker hiç koymadan kek pişirmiştir. Kim bilir?

Yeme, yeme sakın yeme ! Yanında yat !
Yeme, yeme sakın yeme ! Yanında yat !

Öğlen – Akşam Yemeği:  Onu da şöyle bahsetmiştim. Biz bir gün Suna’nın Evi’nde yedik, diğer günler onun tavsiyesi ile gittiğimiz restoranlarda. Bu arada küçük bir yerde tahmin edersiniz ki, bir avuç restoran var. O nedenle siz siz olun, rezervasyonsuz sakın bir yere gitmeyin. Açıkta kalma şansınız özellikle yoğun sezonda çok fazla.

Bir akşam Suna’nın Evi’nde sihirli formülü ile balık yedik.

İlk gittiğimiz akşamdı. Suna zaten başka misafirleri için balık siparişi veriyordu. Deniz balığı tercih ettik. Yanına  salata ve bir çeşit meze. O da bostandan toplanan malzemeler ile kızartma. Gayet yeterliydi ve otelden çıkarken yaptığımız ödemede gayet makuldü. O halde Suna’nın yemekleri test edildi onaylandı ve gayet gönül rahatlığı ile tavsiye ediyoruz.    

Deniz kenarında Denizkızı:  Deniz Kızı aslında deniz kenarında konaklamak için de tercih edilen bir pansiyon. Tam denizin kenarında, yüksek çıkılmış katlar bizim karı-koca pek hoşumuza gitmediği için konaklamayı tercih etmiyoruz. Biz burayı ancak öğlen deneyebildik. Gidenlerin memnun olduğunu biliyoruz. Ama yemekler ve mezeler bir harika. Biz her yeri deneyelim diye planladığımız için öğlen yemeği yedik. Deniz mahsulleri, mezeler, ev tipi patatesleri tek kelime ile 10 numara. Zaten müdavimleri var. Öğlen – akşam sürekli dolu. İskelesi diğer minik iskelelere nazaran daha derli toplu. Eğer oradan yer içerseniz güneşlenebiliyorsunuz.

Manzara Restoran: Açıkçası biz denizden uzak diye gidilir mi demiştik. Ama çevreden gitmeniz gerek önerilerini kulak ardı edemedik. Özellikle gün batımını kaçırmamanız gerekli. Denizden bir apar topar çıkıp, hemen üzerimize bir şeyler geçirip zar zor bulduğumuz yere yetiştik. Garsonlar aileden, inanılmaz ilgileniyorlar. Hem sunum hem de servis oldukça iyi. Yemeklerde deniz sakatatı olarak  ahtapotu eşim çok beğendi (Diğer restoranlarla mukayese edince). Ben sadece kalamar yiyicisiyim.

Manzara sizi sizden alıyor !
Manzara sizi sizden alıyor !

Manzarayı anlatmaya gerek yok; adı üstünde manzara gibi manzara. Huzuru içinize çekip, çantanızla göndermek istiyorsunuz. Aile işletmesi. İçten, samimi ama civarın en oturaklısı. Araçla gelip otelinizden alabiliyorlar. Naci, kurucunun oğlu. Serviste bize o denk geldi. Naci’ye yaz kış burada mı yaşıyorsun diye sorduk. Cevabı “Çok şükür” oldu. Dediğim gibi rezervasyon şart. 

Biz sabah 11 gibi aramıştık, bir bakıp size dönelim dediler. Neyse ucundan yakaladık. MP3’den çalan müzikler hafif meyhane havasında.  Mutlaka gidilesi. Fiyat performans gayet orantılı. Deniz balığı yiyince yükselir belki ama biz mezeleri tercih ettik.

Meşhur Ahtapotçu Mustafa: Burası deniz kenarında olduğu için çıpır çıpır. Denizin sesi yemeğimize ve içkimize eşlik edebileceği için gitmeliyiz diye düşündük. Buraya da rezervasyonsuz yer bulamıyorsunuz. Çünkü meşhur Söğüt Ahtapotçusu olarak geçiyor.

Gemiler geçer sahilden sessizce !
Gemiler geçer sahilden sessizce !

Biz Manzara’nın ve Deniz Kızı’nın yemeklerini daha çok beğendik. Bir gece mutlaka deniz havası almalıyız diyorsanız tercih edebilirsiniz elbette. Ancak biz elimizde olsa Manzara’ya tekrar giderdik.

Deniz Yıldızı: Burada bir öğlen yemek yedik. Denize sıfır kısmı da var. Ama patatesleri ev patatesi olmayınca pek olmadı bana göre. Hem de öğlen vakti. Akşam kadar yoğun da değildi. Ama salatası çok iyiydi. Akşam balıklar için gündüzden pazarlık ederek yer ayırtabilirsiniz. 

Söğüt dönüş yolunda Suna’nın tavsiyesi ile Çiftlik Koyu’na uğradık. Manzara Restoranın sağından hemen ok var. Yaklaşık 1 saatte gidiyorsunuz. Genelde teknelerin tercih ettiği, suyu oldukça berrak bir koy. Minik çakıl taşları Söğüt’e göre daha sık ve suyu soğuk. Kıyıda pek çok tesis var. Biz Suna’nın önerisi ile Azmak’ı tercih ettik. Yemek yiyerek şezlong ve şemsiyelerden faydalanabiliyorsunuz. Öğleden sonra oldukça kalabalık oldu. Çevre köylerden günübirlik denize girenler ve Marmaris’ten gelenler oluyor. Yolu oldukça virajlı olduğu için acaba yanlış yolda mıyız diye düşünüyorsunuz. Ama pes etmeyin. Sonuç güzel. Kekik kokulu, çam ağaçları dolu bir yoldan keçi gibi tırmanıyorsunuz. Konaklamak için de bazı tesisler var. İçini gezmedik ama böyle koylara büyük tesisleri yakıştıramıyoruz. Nitekim 4-5 katlı bir otel. Kaçak olarak açılmış ama üç sene önce faaliyetlerini durdurmuşlar. Kim bilir ne katakulli döndü. El altından imzalarla açtılar. Ah canım ülkem ya… Böyle güzel yerlere hiç yakışmıyor böyle tesisler. Bir de paslı boruları filan hepsi denizde. Yazık! Hem de çok yazık…

Çiftlik'te Azmak başı !
Çiftlik’te Azmak başı !

Çiftlik’ten geldiğimiz yöne dönmeden Marmaris’e çıkan yolu tavsiye ediyorlar. Ve böylelikle bir tatilin sonuna geliyoruz. Söğüt aklımıza kazınıyor. Çıkması oldukça zor. Yemekleri, tesisi, denizi ile yine yeniden gidilesi.

Yorumlar

Hakkımda

Ankara doğumlu bir İzmir’li. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Gevreğe “simit” deyişi hep bu nedenden. Büyüdükçe, yeni yerler keşfettikçe yaşadığımız yerin sadece “dünya” olduğuna kanaat getirdi. Ve dünyada görmesi gereken pek çok yer olduğuna inandı.

Son Haberler

Takip Et