Söğüt ( Bölüm 1)

Bayram öncesi nette geziniyorum. Bu yıl Ocak’ta iş başı yaptığım için yıllık iznim yok ve o nedenle yıllık izin yerine Ramazan Bayramı’nda bir kaçamak olur mu diye bakınıyorum. Tabii haklısınız nerede o eski bayramlar diye geçiriyorsunuz aklınızdan ama 8-18 çalışan bordro mahkumlarına da acıyın ne olur. Böyle kafa boşaltmaya, hiçbir şey yapmadan yatmaya, abur cubur yemeye ve kitap okuyup kafa dağıtmaya ihtiyacınız oluyor. Hatta sembolik olarak malak gibi yatan bir inek fotosu paylaşmıştım instagramda. Tam da onun gibi yatmayı hayal ediyordum çünkü.

Ne diyordum, nette gezinirken aval aval, aklıma Söğüt’ü yazmışım, nereden geldiyse artık. Oralı bir abimizden methini çokça duymuş olabilirim. O civara gittiğimizde adını belleğe kazımış olabilirim. Araştırmanın rengi belli. Hedef Söğüt!

Kendimize göre bir yer arıyoruz kalacak. Sıralayalım nedir kriterlerimiz; temiz olacak, küçük -az odalı- olacak, gürültü patırtıdan nasibini almamış olacak, denize yakın ya da kolay ulaşılabilir olacak. Bütçesi de cep yakmayacak. Söğüt’te pek çok yeri arıyorum. Durum umutsuz, herkes tatil gardını almış. Yine umutsuz bir şekilde Suna’nın Evini çeviriyorum. Aaa, o da ne? Karşımda ılıcık bir ses, elbette var diyor. Lütfen bana whatsApp’tan bilgilerinizi geçer misiniz diyor. Suna’nın ta kendisi. Hani böyle eğitimler var ya her arayanı misafir gibi karşılama, telefonda bile güleryüzlü olursak karşı taraf anlar muhabbeti. Ses öyle bir ses. Cidden kanınız alıyor. Bir an önce gideyim, tanışayım oluyorsunuz. Sonra arada yine haberleşiyoruz, kızımız gelmeyecek ona göre bir oda vermek istersiniz diye. Ki nitekim öyle yapıyor. Bu arada bu düşünceli davranışlarımdan dolayı inanılmaz hikayelerim de var, neyse o başka bir hikaye. Suna’ya dönelim biz. Zaten açıklamalarda süper bahsediliyor kendisinden. Kahvaltısını öve öve bitiremiyorlar. Sırrını merak ediyoruz.  İple çekiyoruz arifeyi. Düşüyoruz yollara. Bir de bisikletleri atıyoruz arkaya. Gerçi Suna’ya danışıyoruz önce, binebileceğiniz çok yol yok ama siz bilirsiniz diyor. Gerçekten şehir içi (City bike) tarzı bisikletler için uygun değil.

Bu arada Gökova Körfezi’ni yeniden görecek olmak, o mis kokulu çamlara kavuşacak olmak inanılmaz bir coşku yaratıyor insanda. Tabii yolda özlem gidereceğimiz yerler de var. Mesela Çınar Muğla Evleri gibi. Oranın restoranı ve kahvaltısı ile sevdiğimiz mekanlardan. Hem 3 saat direksiyon başında olunca mola vereceğimiz yeri belirleyerek hedefe ulaşmak güzel oluyor. Kazlara merhaba diyoruz, hemen ağaç altı güzel bir yere kuruluyoruz. Sonra adı üzerinde serpme kahvaltı ile masa donatılıyor. Bu arada Çınar restoran yol üstü değil, Sedir Adasına giderken. Bahçelerin filan arasında bir yer. Son 3-4 yıldır bungalowlar da yaptılar.

Çınar Muğla Evleri
Çınar Muğla Evleri

Masallardan fırlamış gibi evler ama gürültülü mü olur, bilemedik. Kahvaltı sonrası tekrar yollara düşüyoruz. Marmaris sınırlarına ulaşmış olsak ta daha çok yolumuz var.

Datça yolundan devam edip  Selimiye, Bozburun, Orhaniye kavşağına devam edeceğiz. Tekrar yola düşüyoruz. Sıcaklık bariz bir şekilde artıyor bölgede. Herkesin gözdesi Selimiye’ye kenardan kıyıdan merhaba diyerek, aman da yeni nereler yapılmış gözüyle bakarak geçiyoruz. Ve sonra yol yine 2’ye ayrılıyor. Bozburun için sağa, Söğüt için sola. Bu arada Suna 12 civarı arıyor, geleceksiniz değil mi diye. Sonra onunla tanışıp, muhabbet koyulaşınca öğreniyoruz, yol uzak gelip dönenler oluyormuş. Böyle bir insafsızlığa çokça şaşırıyoruz tabii. Ay ben zaten zor bulmuşum o yeri, kaptırır mıyım hiç başkasına. Söğüt tabelasının olduğu köşe başında doğru yolda mıyız diye bir soruyoruz. Tamirci çocuk yol yapım çalışması var diyor ama olay yol yapım filan değil, yolun kendi doğuştan bozuk. Taşlı maşlı. Olsun daha iyi, çok kişi gelemiyordur diye de konuşuyoruz bir taraftan.

Bir 20 dakika daha gidiyoruz. Ve enfes manzara ile karşı karşıyayız.

Söğüt'te Enfes Manzara
Söğüt’te Enfes Manzara

Sabah 9 gibi başlayan macera 2 gibi son buluyor. Suna bizi kapıda karşılıyor. Huzura merhaba diyoruz. Cırcır  böcekleri, renkli çiçekler, yan tarlada domatesler Suna’ya merhaba derken gözümüzden kaçmıyor. Odamıza yerleşiyoruz. Odalar sade ve banyosu oldukça derli toplu. Bir de temiz, tam aradığımız gibi. Suna’nın Evi sekiz odalı. Suna’nın Evi sizin de eviniz oluyor. Rahat. Huzurlu. Sessiz. Daha ne istenir ki? Yerleşiyoruz ve Suna bizi yan patikadan denize götürüyor. 2-3 dakikada deniz kenarındayız. Minicik bir yükselti üzerinde güneşlenmek için yataklar ve şemsiyeler var. Buralarda tüm pansiyonların aynı şekilde düzeni. İskelesi olan yerler de denize sıfır olanlar. Hemen sahili bir tarıyoruz. Kitaplarımız dergilerimiz elimizde, şemsiyenin altına yerleşiyoruz.

Güneş çok yakıcı, gölge lazım...
Güneş çok yakıcı, gölge lazım…

Bu arada Suna çıkarken akşama planımız olup olmadığını sormuştu. Çünkü burası bir avuç, minik bir yer. Rezervasyonsuz yer bulunmuyor. İlk gece Suna’nın evinde yemeye karar veriyoruz. Menü belli balık- salata ve bir çeşit meze istiyoruz.

Akşam güneş batana kadar sahilde kalıyoruz. Deniz suyu sıcaklığı tam istediğimiz gibi; ılık. Rengi farklı bir mavi. Çok güzel evler var. Birkaç tanesi İngiltere’den bir tur operatörü üzerinden kiraya veriliyor. Marmaris ara orman yolundan (Turunç tarafından) günü birlik  gelen turistte var. Türk insanı buralara ayak basmamışken onların keşfetmesi bravo dedirtiyor. Akşam oluyor, hızlı bir duş ve acıkan midelere bayram şeklinde deniz balığını mideye indirmek için Suna’nın restoran kısmına yol alıyoruz. Mis kokular eşliğinde kömürde sipariş balıklarını pişiriyor Suna. İki de tatlı çocuğu ve bir yardımcısı var Suna’nın. Onlar da iş başında. Suna’nın balıkları çok lezzetli çünkü özel bir pişirme tekniği var. Sonradan öğreniyoruz ki Suna’nın eşi Sezgin’de Selimiye’de Sardunya Restoranda aşçı.

Yemek bitiminde sohbet koyulaşıyor ve öğreniyoruz ki, Suna ve eşinin 16 yıllık hayali böyle bir yere sahip olmak. Ev gibi ama misafirlerin çok da rahat edeceği bir yer şeklinde. Mimar kullanmamışlar. projeyi kendileri hayal etmişler ama mimar eli değmiş gibi odaların düzeni. Söğüt’ün yerlilerinden karı-koca. Suna arı gibi bir kadın. Rezervasyonları alıyor, misafirleri karşılıyor (sabaha karşı gelenleri bekleyip, telefonla yer tarifi veriyor), kahvaltıyı hazırlıyor, herkesle tek tek ilgileniyor. Akşam orada yemek yenirse yemekleri hazırlıyor. Balık siparişleri için balıkçısı ile görüşüyor, size rehberlik ediyor.

Suna'nın misafirperverliği sıcak gülümseme eşliğinde...
Suna’nın misafirperverliği sıcak gülümseme eşliğinde…

20150717_094310

8 odalı Suna'nın Evi
8 odalı Suna’nın Evi

Biz 5-6 ay bu şekilde çalışıyoruz diğer aylarda bugünlerin hayali ile yaşıyoruz diyor. Suna özü – sözü bir biri. İşletmeci mantığında değil, sizi evinde ağırlıyormuşçasına iyi niyetli.  Bizim gibi doğal severler için tavsiye tabii ki ediyoruz. Söğüt’te günlerimiz Pazar’a kadar dinlenerek, yüzerek, kitap okuyarak, tanıştığımız şeker çift ile muhabbet ederek ve elbette yiyerek geçiyor. Neler yenir, nerelere gidilir, başka neler yapılabilir arkası yarın olsun. Merak edenler için ve gitmek isteyecekler için Suna’nın Evi iletişim bilgileri :

0 535 682 60 14

Ana Sayfa

https://www.facebook.com/sunahouse1?fref=ts

 

İzmir’den giden olursa Söğüt’te evimize selam edin ne olur. Ve en kısa zamanda geleceğimizi söyleyin.

 

Yorumlar

Hakkımda

Ankara doğumlu bir İzmir’li. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Gevreğe “simit” deyişi hep bu nedenden. Büyüdükçe, yeni yerler keşfettikçe yaşadığımız yerin sadece “dünya” olduğuna kanaat getirdi. Ve dünyada görmesi gereken pek çok yer olduğuna inandı.

Son Haberler

Takip Et