TrekinTurkey ile Karia’da bir etap

Sizi bilmem ama bugünlerde ben doğanın beni çağırdığına inanıyorum. Yaşadıklarımızdan uzaklaşmanın tek çıkar yolu gibi geliyor.  O yüzden uzun zamandır ara verdiğim doğa yürüyüşlerine başlamaya karar verdim. Ve yolum sosyal medya sayesinde TrekinTurkey Grubu ile kesişti.  Aslında aylardır araştırdığım rota Likya yürüyüş yoluydu. Ama, yeni sonra Karia da cazip geldi. Grubun  lideri Argun Baydan  ile yazıştık, çiziştik ve 8 Kasım’da Marmaris İçmeler’de otelde buluşmak üzere yollara koyulduk. Didoşum “Ben de gelirim” dedi.  4 saat süren İzmir -Marmaris yolculuğundan sonra otelimize yerleştik.  Farklı şehirlerden gelen 21 renkli kişilik, yeşilin ve mavinin bin bir tonunu daha da renklendirmek için bir araya gelmiştik.

21 Renkli kişilik dedim ama size
21 Renkli kişilik dedim ama size

Karia'da

Cumartesi rotamız Taşlıca – Bozukkale idi. Sabah 8.30 da ilk gün rotası için yollardaydık. İçmeler’den Bayır köyü önünden geçerek arka taraftan başlangıç noktamıza ulaştık.

Marş Marş yürümeye devam
Marş Marş yürümeye devam

13 km’yi tamamlayıp, denize girmekti hedef. Ki ilk gün hedefimize ulaştık. Huzur ve oksijen depolaya depolaya uygun adım marş yürüdük. Hava bulutluydu. İyi ki dedik. Çünkü tırmandığımız dik yokuşlarda suyumuzu idareli kullanmış olduk. Bu arada bu tarz organizasyonlarda beni en çok korkutan uyumsuz grup üyeleri olur. O da gayet ahenkliydi.

Karia etabında
Karia etabında

Teknemizin yanaşacağı limanın bulunduğu Loryma Restorana geldik. A bu arada yolda karşılaştığımız arkadaşlarımız vardı. Onları da dilimiz dışarıda selamladık. Kıyıya vardığımızda rehberimiz Aygun havanın patladığını,  planlanandan daha az zamanımız olduğunu belirtti. Yarım saat sonra bizi karşılayacak olan tekne yanaştı. Hemen atladık. Denizin ortasında mahsur kalmaya niyetimiz yoktu. Pata pata teknemiz açıldı.  Bir de baktık sahil güvenlik yanaşıyor. Telsizle kimlikleri istediklerini belirttiler ki zaten tecrübeli kaptanımız hepimizin TC no’larını bir kağıda yazmıştı.  Cuma akşamı yolda giderken iki kez aranmıştık ama denizin ortası hiç aklımıza gelmemişti. Sabırsızlıkla bekledik. OHAL’in  bize kazandırdığı doğal süreçlerden birini yaşıyoruz, geçecek diye düşündüm. Bu arada durunca dalgalar daha da arttı. Neyse epey bir oyalanıp soluğu Serçe limanında aldık.  Liman o kadar dingindi ki akşam yiyeceklerimizin hayali ile çaylarımızı içip  engin mavi ile vedalaştık. İlk günü hafif et kesikleri ile atlattık. Darısı ikinci günün başına diyerek akşam otelimiz Arya’da mışıl mışıl uyuduk.

Pazar günü rotamız Selimiye – Bozburun. Minibüsümüz bizi Selimiye’ye bıraktığında bizi bizden alan denize ah çekip yine yollara düştük. Sakinlik ve dinginlik bu mevsimde tahminlerimizin ötesinde. Özellikle emekliler size sesleniyorum.

img_0205

Oralara kaçmanın tam mevsimi. 2 günlük bir mola kime iyi gelmez ki??? Pazar rotamız nispeten az yokuşlu ve bol yeşilli idi. Yolda verdiğimiz foto ve su molalarını saymazsak, rotayı gerçekten iyi bir sürede tamamladık. Bozburun’a tepeden inerken denizi görünce, adımları daha da sıklaştırarak biran önce denize atlamak için sabırsızlanıyor insan. Deniz tek kelime ile muhteşemdi.  Ilık deniz çok hafif serinlemişti.

İkinci gün Bozburun yolunda
İkinci gün Bozburun yolunda

img_0255

Toplam iki günde 13 km yürüyerek, 820 km’lik Karia yolunun bir etabını tamamlamış olmanın sevinci, yeni arkadaşlarla tanış olmanın coşkusu ile Bayır’a doğru bir çay – kahve içimi mola vermek üzere yola koyuluyoruz. Günü keyifli bir köyde, çene çalarak ve köy kahvesinde çay içerek sonlandıracak olmanın heyecanı ile şarkılar ve türküler eşliğinde Bayır’a varıyoruz. Otelimizden eşyalarımızı aldıktan sonra terminale gidenler ve havaalanına gidenler tekrar minibüse atladık. Bu arada oksijen ile beslenmenin yetmeyeceğini düşünüp yolda Yiğit Esnaf Lokantasına uğrayıp, şoförümüz Bilal’e teşekkürlerimizi sunuyoruz. Fazlası ile uygun bütçeli bir yer. Tek beğenmediğimiz cacığın biraz sulu oluşuydu.

Trekin Turkey facebook adresi; https://www.facebook.com/trekinturkey/?ref=br_rs

Yorumlar

Hakkımda

Ankara doğumlu bir İzmir’li. Çocukluğu İstanbul’da geçti. Gevreğe “simit” deyişi hep bu nedenden. Büyüdükçe, yeni yerler keşfettikçe yaşadığımız yerin sadece “dünya” olduğuna kanaat getirdi. Ve dünyada görmesi gereken pek çok yer olduğuna inandı.

Son Haberler

Takip Et